fbpx
antibiyotik
Tüm Yazılar

Akılcı Antibiyotik Kullanımı

antıbıyotık

Bakteriler, virüsler, mantarlar veya parazitler insanda hastalık yapan mikroplardır. Farklı mikrop türleri için farklı ilaçlar kullanılır. Antibiyotikler sadece bakteriler üzerinde etkili olan onları öldüren veya üremesini durduran ilaçlardır. Antibiyotikler, ilk kullanımlarından bu yana insan ve hayvan sağlığında bakteriyel hastalıkların tedavisinde önemli katkılar sağlamıştır. Ancak, ilk antibiyotik kullanımından bu yana, antimikrobiyal aktivitenin mekanizmasına bakılmaksızın, antibiyotiğe dirençli bakterinin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş ve bu enfeksiyonlar ile ilişkili morbidite ve mortalite tüm dünyada endişe verici düzeylere ulaşmıştır.

7 Maddede Akılcı Antibiyotik Kullanımı


1)İhtimallere Antibiyotik Yazılmaz

antıbıyotık


Riski azaltmak, önlemek ya da koruyucu amaçla antibiyotik kullanılmamalıdır. Antibiyotik ancak kesin olarak bilinen bakteriyel bir rahatszlıkta kullanılmalıdır.


2)Kan Tahlili Yaptırın!

kan-tahlılı


Antibiyotik yazılacaksa kan tahlili sonuçlarının da antibiyotik yazılması gerektiğini göstermesi gerekmektedir. Bu yüzden lütfen kan tahlili sonucuna göre size antibiyotik yazılmasını sağlayın.


3) Antibiyotik Biriktirmeyin

antıbıyotık-bırıktırme


Her antibiyotik her hastalıkta kullanılmaz. Daha önce kullandığınız bir antibiyotiği lütfen çöpe atın. Biriktirmeyin. Aksi halde gereksiz yere antibiyotik kullanmış olabilirsiniz.


4)”Komşumda Da Aynı Şikayet Varmış İyi Gelmiş”

recetesız-alma


En çok yaptığımız hata belki de budur. Lütfen en önemli maddelerden biri bu. Dikkate alalım. Şikayetler aynı olsada hastalık etmeni komşunuzda bakteriyeldir. Sizde ise viral. Doktorunuza danışmadan gerekli kontroller yapılmadan antibiyotik kullanımına başlamayın.


5)Reçetesiz Antibiyotik Kullanmayın

eczacinize-danisin


Birçoğumuz grip olduğunda semptomlarımızda kötü ise hemen antibiyotik kullanmak istiyoruz. Antibiyotikleri yalnızca doktorunuzun gerekli görmesi durumunda, reçeteli olarak eczcınızın danışmanlığında kullanmalıyız.


6)Antibiyotiğinizi Yarıda Bırakmayın

antıbıyotıgı-yarida-birakma


Tedaviye başladıktan birkaç gün sonra kendinizi iyi hissetseniz bile tedavi sürecini devam ettirin ve antibiyotiğinizi son hapına kadar kullanın çünkü o antibiyotiğin içindeki hap sayıları ilacın bakteriyi yok edebileceği yeterli doza göre ayarlanır. Aksi halde bakteri ölmez ve direnç kazanır.


7)Doz ve Zaman Talimatlarına Uyun

zamaninda-doz


Hiçbir zaman ilacı almanız gereken zamanı atlamayın ve reçetelenen doza sadık kalın. Kanda kararlı bir doz konsantrasyonu oluştuktan sonra antibiyotik etki göstermeye başlar. Dozunda ve zamanında alınmazsa bu konsantrasyonda dalgalanmalar olur ve bakteri üzerinde yeterli öldürücülük sağlanamaz. Siz antibiyotiğinizi bitirseniz bile doz ve zamanında kullanıma uymadığınız takdirde direnç gelişebilir.

Devamını Okuyun
beyin-sağlığı
Tüm Yazılar

Beyin Sağlığı İçin 7 Önemli Öneri

beyin

Rahimden ayrılmadan önce bile, beyniniz yaşamınız boyunca vücudunuzun işlevlerini kontrol etmek için çalışır ve çevrenizdeki dünyayı anlamanıza ve etkileşimde bulunmanıza yardımcı olur. Sağlıklı bir beyni korumak zihninizin temiz ve aktif kalmasına yardımcı olur, böylece çalışmaya, dinlenmeye ve oynamaya devam edebilirsiniz. Kalp sağlığının önemi uzun zamandır desteklenmektedir, ancak beyin sağlığı, iyi düşünme, hareket etme ve yaşama kabiliyetimiz için çok önemlidir. Beyin sağlığı, risk faktörlerini azaltmak, zihninizi aktif tutmak ve yaşlandıkça beyninizden en iyi şekilde yararlanmakla ilgilidir.

Beyin Sağlığı Nedir?

beyin-sağlığı

Yaşamınız boyunca beyninizin işi, dünyayı anlamanıza ve günlük operasyonlarınızı ve yaşamınızı denetlemenize yardımcı olmaktır. Beyin sağlığı, açık, aktif bir zihni hatırlama, öğrenme, planlama, konsantre etme ve sürdürme yeteneğini ifade eder. Bilgi yönetimi, mantık, yargı, bakış açısı ve bilgelik gibi beyninizin güçlü yönlerinden yararlanabiliyor. Basitçe, beyin sağlığı beyninizden en iyi şekilde yararlanmak ve yaşlandıkça bazı riskleri azaltmaya yardımcı olmakla ilgilidir.

Beyin Sağlığı Bir Fark Yaratır Mı?

beyin

Hayatta yaptığımız seçimlerin, yaşlandıkça zihinlerimizin ve bedenlerimizin sağlığı üzerinde önemli etkileri olabileceğine dair artan kanıtlar var. Alzheimer, inme veya diğer demans formlarından acı çekmek sadece kötü şans meselesi değildir. Doktorlar ve bilimsel araştırmacılar, yaşam tarzı değişiklikleri yaparak beyin sağlığını iyileştirmenin ve bunama ve yaşa bağlı bilişsel gerileme riskini azaltmanın mümkün olduğunu keşfettiler. Düzenli fiziksel egzersiz, sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıkları kesmek, dengeli bir diyet yemek ve sosyal olarak aktif kalmak beyin sağlığını artırabilir. Hiçbir garanti yoktur, hepimiz sağlıklı ve temiz yaşama rağmen Alzheimer’dan hala etkilenen insanları gördük. Ancak, iyi yaşamak gerçek bir fark yaratır. İstatistiksel olarak, sağlıklı bir yaşam tarzı sadece demans riskinizi azaltmaz, aynı zamanda diyabet, kalp hastalığı ve kanser gibi diğer ciddi durumlara karşı da koruma

Beyin Sağlığınız İçin Yapmanız Gerekenler

1. Yaşam Tarzınızda Yenilikler Yapın

yenilik

Yaşam tarzı değişiklikleri kalbi ve beyni korur. Hayatınızda bulanan rutinlerden ara sıra kurtulun, çünkü beyniniz rutinleri pek sevmez. Beyin sağlığınızı iyileştirmek için asla geç değildir. Yaşantınızda yapacağınız ufak değişiklikler fiziksel sağlığınızı, zihinsel ve bilişsel yeteneklerinizi geliştirmeye yardımcı olabilir.

2. Daha Fazla Taşıyın

fitness

Her hafta 150 dakika veya daha fazla aerobik egzersiz yapmayı hedefleyin. Düzenli olarak hareket etmiyorsanız endişelenmeyin. Bir çalışmada, bir yıl boyunca düzenli olarak yeni bir yürüyüş alışkanlığına katılan yaşlı yetişkinlerin, beyindeki hafıza alanlarının büyümesiyle de ilgili olan bellek performansında önemli gelişmeler gösterdiği belirtildi.

Haftada en az iki kez kuvvet antrenmanı ile birlikte aerobik egzersizlerin kalp sağlığını iyileştirdiği gösterilmiştir. Artık bu faaliyetlerin büyük olasılıkla zihinsel sağlığı da iyileştirdiğini bilinmektedir.

3.Sağlıklı Bir Diyet Yapın

diyet

Yaban mersini, fındık ve yağlı balık gibi beyin güçlendirici gıdalar yemenin yanı sıra, diyetinizden en yüksek sodyum kaynaklarından bazıları olan dondurulmuş yemekleri kesip çıkarın. Tabağınızın yarısını nişastasız sebzeler ve dörtte biri de tam tahıllı tahıl yapmayı hedefleyin. Lifteki artış ve boş karbonhidratlardaki azalma, sağlıklı bir kilo vermenize ve kan şekerinizi sabit tutmanıza yardımcı olacaktır, aynı zamanda zihinsel sağlığınızı da olumlu etkileyecektir.

4. Daha Rahat Olun

meditasyon

Anksiyete ve stres zihinsel sağlığınıza zarar verir, ayrıca fizyolojik olarak da sağlığınızı da etkileyebilir. Düzenli meditasyon veya farkındalık uygulaması beyin sağlığın kötüleşmesi riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

5. Uykunuzun Kalitesi Beyin Sağlığınızı Korumak Adına Önemlidir

uyku

Kötü veya yetersiz uyku beyin sağlığını olumsuz yönde etkiler. Beyniniz nöronları ve sinapsları temizlemeye ve anılar yapmaya yardımcı olmak için bu “kapalı” saatlere ihtiyaç duyar. Kaliteli uyku almadığınızda, beyin sağlığınız ve fiziksel sağlığınız önemli ölçüde etkilenir.

6. Sosyalleşin

sosyalleşmek

Bir kitap kulübüne katılmak veya yemek dersi almak gibi sosyal aktiviteler yoluyla bilişsel olarak aktif kalmak, hafıza kaybının ve yaşlanmayla ilişkili depresyonun yavaşlamasına veya yok olmasına yardımcı olabilir.

7. Tansiyonunuzu İzleyin

tansiyon

Kan basıncınızı düzenli olarak veya en az altı ayda bir kontrol edin. Sürünen bir artış belirtileri izleyin. Yüksek tansiyon, inme (felç) riskini en çok artıran faktörler arasındadır. Hipertansiyona bağlı inme, beyin kanaması veya beyin damarlarında aterotromboz (pıhtı) şeklinde ortaya çıkabilmektedir.

Sonuç

Kötü fiziksel sağlığı zayıf beyin sağlığına bağlayan araştırmalar artmaktadır. Bu çalışma, vasküler risk faktörlerinin beyninizin sağlığına zarar verebileceğini, bu da düşünme becerilerini yavaşlatabileceğini ve hatta Alzheimer hastalığına ve bunamaya benzeyen değişikliklere yol açabileceğini bulmuştur. Bununla birlikte, bu vasküler risk faktörlerinin çoğu önlenebilir. Hastalar kendilerine yardımcı olabilir. Sağlıklı bir yaşam tarzı; yüksek tansiyon, diyabet ve obezite gibi risk faktörlerini önlemenize yardımcı olabilir. Bu risk faktörlerinden bir veya daha fazlasına sahipseniz, koşulları tersine çevirebilecek ve beyin sağlığınızı iyileştirmeye yardımcı olabilecek yaşam tarzı değişiklikleri yapabilirsiniz.

Sağlıcakla kalın…

Devamını Okuyun
Bağışıklık, Haberler, Tüm Yazılar

Corona Virüsü Hakkında Bilmeniz Gerekenler

covid19-dikkat-corona

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ‘’Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu ‘’ilan etmesine sebep olan, insanlar arasında coronavirüs veya corona virüsü olarak adlandırılan şimdiki haliyle Covid-19 Çin’in Wuhan kentinde 2019-n-COV olarak ortaya çıktı. Corona virüsü, aralık ayının son günlerinden itibaren dünyanın gündeminde ve çıkış yeri Çin olmakla beraber Avrupa’yı ve diğer birçok ülkeyi etkisi altına aldı. Çoğu ülkede kırmızı alarm verildi, karantina ilan edildi, siyasi görüşmeler, spor müsabakaları, bilimsel oturumlar, uluslararası uçuşlar iptal edildi. Turizm neredeyse durma noktasına geldi. Okullar tatil edildi. Dünya ekonomisi yılların görülmemiş çöküşünü yaşıyor. Dünya geneline ihracat yapan Çin’ de sanayi faaliyetleri tamamıyla durdurulmuş bulunmakta.

Peki Bizi Korkutan Bu Corona virüsü Nedir?

covid-corona-coronavirus

Adını belki birçoğumuz ilk defa duyuyor olsak da Coronavirüsün dört suşu yaygın soğuk algınlığının yaklaşık beşte birinden sorumlu. Coronavirüs ailesi hem insanlarda hem de hayvanlarda bulunabiliyor. Bu virüs ailesi basit bir soğuk algınlığına neden olup aynı zamanda SARS(Ciddi Akut Solunum Sendromu) ve MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) gibi dünya genelinde iz bırakmış çok ciddi salgınlara da yol açmaktadır.

Coronavirüsler hayvanlardan insana geçebilen virüs türü olduğundan zootonik hastalıklara sebebiyet verir. İnsan bağışıklık sistemi daha önce bu tür virüsle karşılaşmadığı için savunma hücrelerimiz virüse etki edemez. Bundan dolayı zootonik hastalıklar çoğunlukla ölümcül olmaktadır.

Coronavirüs Belirtileri Nelerdir?

Hem mevsimsel grip virüsleri hem de coronavirüsler solunum yolu hastalıklarına neden olan bulaşıcı virüslerdir. Bu yüzden üst solunum yolu hastalıklarına ait semptomlar gözlendiğinde sebep olan virüsün Coronavirüs olup olmadığını belirlemek maalesef çok kolay olmamaktadır. Hastalığın bir Coronavirüs kaynaklı olup olmadığı ancak boğaz-burun kültürleri ile kan tetkikleri neticesinde anlaşılmaktadır.

Yeni coronavirüs olan Covid-19’un genel belirtileri şunlardır;

  • Yüksek ateş
  • Nefes darlığı
  • Öksürük
  • Kas ağrısı
  • Yorgunluk

Özellikle riskli grupta yer alan yaşlı, bağışıklığı zayıf insanlarda , kalp rahatsızlığı bulunanlarda, tansiyon, kolesterol, diyabet gibi kronik hastalığı bulunanlarda belirtiler çok daha ağır seyredebilir. Ağır akut solunum yolu yetmezliği, zatürre, böbrek yetmezliği, ishal, bulantı, kusma da ek olarak görülebilir.

Coronavirüsün Bulaşma Yolları

aksirik-apsirik

Araştırmacılar hala yeni virüsün kişiden kişiye nasıl bulaştığını öğrenmeye çalışıyor. Bilim dünyası coronavirüsün mekanizmasını açıklama hususunda bir nevi yarış içerisindeler. Virüsün yayılma mekanizması tam olarak bilinmese de solunum yolu ile bulaştığı düşünülmektedir. Öksürme-hapşırma damlacıklar yoluyla, virüs taşıyan birey ve hayvanlarla direkt temas bulaşma sürecini hızlandırmaktadır.

Coronavirüsün Tedavisi Var Mı ?

tedavi-corona-coronavirus

Maalesef virüse özel geliştirilen bir tedavisi yoktur. Klasik viral enfeksiyonlardaki gibi semptomatik tedavi uygulanmaktadır. Semptomları tedavi etmenin en iyi yolu ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar almak, bir oda nemlendiricisi kullanmak, boğaz ağrısını ve öksürüğü hafifletmek, bol miktarda sıvı tüketmek, dinlenmek için sıcak bir duş almaktır. Bilim insanları bazı antiviral ilaçlar ve plazma tedavileri de dahil olmak üzere Coronavirüsün tedavisine yönelik alternatif yaklaşımları araştırıyorlar ancak bu çalışmalar şu anda sadece ön çalışmalar olarak yürütülüyor. Bu bilgiler ışığında Coranavirüsten korunmaya çalışmak çok daha akılcı bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Coronavirüsten Korunma Yolları

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün Coronavirüs için tavsiyeleri

Coronavirüs gün geçtikçe küresel kabus haline gelmektedir. Her an vaka sayısı artmakta ölüm haberleriyle korkumuz da artmaktadır. Peki dünyaynın gündemine bomba gibi oturan bu virüsten nasıl korunabiliriz? Sizler için hazırladığımız yazıda daha yakından inceleyelim.

Gözlere; buruna ve ağıza kirli ellerle dokunulmamalı

elden-bulasma

Temiz olmayan ellerimiz ile vücudumuzun herhangi bir yerine özellikle göz, ağız ve buruna temastan kaçınılmalıdır. Virüs cansız ortamda da bir hafta kadar yaşamını sürdürebilir. Bundan dolayı enfekte olmuş yerlerde bulunmamalı ve ellerimizi etrafa sürmemeliyiz.

El Temizliğine Çok Dikkat Edin

el-yikama-corona

Evden dışarıya çıktığımızda, toplu taşıma araçlarını kullandığımızda, iş yerine gittiğimizde kısacası bir ortamdan diğerine geçtiğimizde el hijyen kurallarını uygulamamız gerekir. Ellerimizi sabunla 20 saniye boyunca yıkamalıyız. Yıkarken de el parmak aralarını, el kıvrımlarını, avuç içini iyice ovalamalıyız. El antiseptikleri, kolonya, ıslak mendil de el hijyeni için kullanılabilir.

Yurtdışı Dönüşünde Kendinizi Korumaya Alın

yolculuk-uçak

Neredeyse tüm dünyaya yayılmış olan coronavirüs uluslararası yolculukları da yakından etkilemektedir. Yaptığınız yurtdışı seyahatlerinin ardından belli bir süre kendinizi izole etmelisiniz. Bu hem sizin sağlığınız hem de etrafınızdaki insanların korunması için önemlidir.

Kapalı Ortamları İyice Havalandırın

havalandirma-corona

Coronavirüs düşük sıcaklık ve yüksek nemli ortamlarda daha da hızlı şekilde yayılış göstermektedir.Çalışma ortamlarımızı, oturduğumuz kapalı mekanları mutlaka havalandırmalıyız. Temiz hava, bol oksijen ve güneş ışığı ortamı daha steril hale getirecektir.

Kalabalıktan Olabildiğince Uzak Durmaya Çalışın

kalabalik-corona-covid

Kalabalık ortamlar hastalıkların bulaşması için çok potansiyel yerlerdir. Damlacık yoluyla aktarılan coronavirüs de yakın mesafede daha çabuk bulaşabilir. Özellikle toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri, sinema ve tiyatrolar, çarşı merkezleri birçok insanın gün içerisinde fazlasıyla kullandığı yerlerdir. İnsanlara 1 metreden daha fazla yanaşılmaması önerilir.

Beslenmenize Olabildiğince Dikkat Gösterin

beslenme-corona-covid

Virüs yediğimiz içtiğimizden nasıl etkilenebilir ki diye düşünebilirsiniz fakat hiç de öyle değil. Beslenme düzenimizi gözden geçirmeli özellikle sebze ve meyve ağırlıklı besinleri listemize eklemeliyiz. C vitamini deposu turunçgilleri listenin başına eklemeyi de unutmayın.

Ayrıca bakınız: Bağışıklığı Güçlendiren Besinler

Bağışıklığınızı Güçlendirin

Vücudumuzun kendini koruması hastalıklara karşı mücadele edebilmesi bağışıklık sisteminin gelişmişliğiyle yakından ilişkilidir. Virüs salgınının daha çok yaşlı popülasyonda ölümcül olması bünyelerinin kaldıramamasından dolayıdır. Bağışıklık zayıf düşünce vücut da eskisi gibi çalışamayacaktır. Mevsimsel grip salgınında olduğu gibi coronavirüs salgınında da bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz. Multivitamin takviyeleri bu konuda öncelikle tercih edeceğimiz ürünlerdir.

Ürünlerimizden biri olan Redagyn içeriğindeki 22 vitamin ve mineralin yanı sıra, üzüm çekirdeği ekstresi, KoEnzim Q10 ile bağışıklık sisteminin normal fonksiyonuna katkı sağlar. Güne daha hazır başlayabilmek, bağışıklılığımızı güçlendirmek için her gün 1 adet Redagyn kullanabilirsiniz.

Redagyn hakkında daha fazla bilgi için ve içeriğini öğrenmek için tıklayın.

Devamını Okuyun
kaliteli-bir-uyku-icin-bilinmesi-gereken-17-kural-100
Tüm Yazılar, Uyku

Kaliteli Bir Uyku İçin Bilinmesi Gereken 11 Kural

uyku

Siz de uykunuz da sorun mu yaşıyorsunuz? Daha kolay uykuya dalıp, huzurlu olarak uyanmak istiyor musunuz? Kaliteli bir uyku için aradıklarınız bu yazımızda. Rahatlayın ve okuyun.

Kaliteli Bir Uyku Neden Önemlidir?

Yeterli uyku almak, bir kişinin optimal sağlık ve refahı sürdürmesine yardımcı olmak için gereklidir. Sağlıkları söz konusu olduğunda, uyku düzenli egzersiz ve dengeli bir diyet yemek kadar önemlidir.

Uyku Kalitesi Olarak  Bahsedilen İfade Nedir?

Uyku kalitesi uykunun verimliği olarak da açıklanabilinir. Kaliteli bir uyku için hedef belirleme söz konusu olduğunda, çoğu insan yatakta geçirdikleri saat sayısına odaklanır. Bu başlamak için iyi bir kriter olsa da, günlük hayatınızdan en iyi şekilde yararlanmak için uykunuzun huzuruna da odaklanmanız gerekir.

Kaliteli ve Derin Bir Uyku İçin 17 Öneri

1. Gün Boyunca Maruz Kalınan Parlak Işık Süresini Artırmak

parlak-ışık

Vücudunuz sirkadiyen ritminiz olarak bilinen doğal bir zaman tutma saatine sahiptir. Bu ritim beyninizi, vücudunuzu ve hormonlarınızı etkiler, uyanık kalmanıza ve uyuma zamanı geldiğinde bunu vücudunuza söylemenize yardımcı olur.

Gün boyunca doğal güneş ışığı veya parlak ışık sirkadiyen ritminizin sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Bu, gündüz enerjisinin yanı sıra gece uyku kalitesini ve süresini de iyileştirir

3. Günün Sonlarında Kafein Tüketmeyin

kafein

Kafeinin sayısız faydası vardır ve severek tüketilmektedir. Tek bir doz odaklanma, enerji ve spor performansını artırabilir

Bununla birlikte, günün ilerleyen saatlerinde tüketildiğinde, kahve sinir sisteminizi uyarır ve vücudunuzun gece doğal olarak rahatlamasını engelleyebilir.

Kafein 6-8 saat boyunca kanınızda yükselebilir. Bu nedenle, saat 3-4’ten sonra büyük miktarda kahve içmek tavsiye edilmez.

4. Düzensiz veya Uzun Gündüz  Uykularını Azaltmak

gündüz-uyku

Kısa güçlü uykular faydalı olsa da, gün boyunca uzun veya düzensiz uykular gece uykunuzu olumsuz etkileyebilir.

Gündüz uyumak iç saatinizi karıştırabilir, yani gece uyumakta zorlanabilirsiniz. 30 dakika veya daha kısa bir süre uyuklamanın gündüz beyin işlevini artırabildiğini, daha uzun uykuların ise sağlık ve uyku kalitesini olumsuz etkileyebileceğini belirtiliyor.

Bununla birlikte, düzenli olarak  gündüz uyuyanların gece uyku kalitesinde kötüleşme veya uyku bozukluğu yaşamadıkları bilinmektedir.

5. Tutarlı Zamanda Uyumaya ve Uyanmaya Çalışın

uyku-saat

Vücudunuzun sirkadiyen ritmi, kendini gündoğumu ve gün batımı ile hizalayarak belirli bir döngüde çalışır. Uyku ve uyanma sürelerinizle tutarlı olmak, uzun süreli uyku kalitesine yardımcı olabilir.

Bir çalışma, düzensiz uyku düzenleri olan ve hafta sonları geç saatlerde yatağa giden katılımcıların zayıf uyku bildirdiğini belirtmiştir. Diğer çalışmalar, düzensiz uyku düzenlerinin sirkadiyen ritminizi ve beyninizi uykuya bildiren melatonin seviyelerini değiştirebileceğini vurgulamıştır.

Uyku ile mücadele ediyorsanız, uyanma ve benzer zamanlarda yatma alışkanlığına girmeye çalışın. Birkaç hafta sonra, alarma bile ihtiyacınız olmayabilir.

6. Melatonin Takviyesi Alın

melatonin

Melatonin, beyninize rahatlama ve yatağa gitme zamanı geldiğini söyleyen önemli bir uyku hormonudur. Melatonin takviyeleri son derece popüler bir uyku yardımcısıdır.

Genellikle uykusuzluk tedavisinde kullanılan melatonin, daha hızlı uykuya dalmanın en kolay yollarından biri olabilir.

8. Alkol İçmeyin

alkol

Geceleri biraz içki içmek uykunuzu ve hormonlarınızı olumsuz yönde etkileyebilir. Alkolün uyku apnesi, horlama ve bozulmuş uyku düzeninin semptomlarına neden olduğu veya arttırdığı bilinmektedir.

Ayrıca vücudunuzun sirkadiyen ritminde önemli bir rol oynayan gece melatonin üretimini de değiştirir.

9. Yatak Odası Ortamınızı Optimize Edin

yatak-odası

Birçok insan, yatak odası ortamının ve kurulumunun iyi bir gece uykusu almanın anahtar faktörleri olduğuna inanmaktadır. Bu faktörler sıcaklık, gürültü, dış aydınlatma ve mobilya düzenlemesini içerir.

Yatak odası ortamınızı optimize etmek için, çalar saatler gibi cihazlardan gelen harici gürültüyü, ışığı ve yapay ışıkları en aza indirmeye çalışın. Yatak odanızın sessiz, dinlendirici, temiz ve keyifli bir yer olduğundan emin olun.

10. Uyku Bozukluğunu Önleme

uyku-bozukluğu

Altta yatan bir sağlık durumu, uyku sorunlarınızın nedeni olabilir.

Sık karşılaşılan bir sorun, tutarsız ve kesintili nefes almaya neden olan uyku apnesidir. Bu bozukluğu olan insanlar uyurken tekrar tekrar nefes almayı bırakır.

Bu durum düşündüğünüzden daha yaygın olabilir. Tıbbi olarak teşhis edilen diğer yaygın konular arasında vardiyalı çalışanlarda yaygın olan uyku hareketi bozuklukları ve sirkadiyen ritim uyku / uyanıklık bozuklukları yer almaktadır. Her zaman uyku ile mücadele ettiyseniz, doktorunuza danışmak akıllıca olabilir.

11. Düzenli Egzersiz Yapın – Ama Yatmadan Önce Değil

egzersiz

Egzersiz, uykunuzu ve sağlığınızı iyileştirmek için bilim destekli en iyi yollardan biridir. Uykunun tüm yönlerini artırabilir ve uykusuzluk belirtilerini azaltabilir. Yaşlı yetişkinlerde yapılan bir çalışma, egzersizin uykuya dalmak için geçen süreyi neredeyse yarıya indirdiğini bildirmektedir.

Şiddetli uykusuzluk olan kişilerde, egzersiz çoğu ilaçtan daha fazla fayda sağlamaktadır. Egzersiz uykuya dalma süresini% 55, toplam gece uyanıklığını % 30 ve anksiyeteyi% 15 azaltırken toplam uyku süresini% 18 artırmaktadır.

Her ne kadar günlük egzersiz iyi bir gece uykusu için anahtar olsa da, günün çok saatlerinde yapılması uyku sorunlarına neden olabilir.

Bu, epinefrin ve adrenalin gibi uyanıklığı ve hormonları artıran egzersizin uyarıcı etkisinden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, bazı çalışmalarda hiçbir zararlı etki göstermediği söylenmiştir, bu nedenle açıkça bireye bağlıdır.

Sizler İçin Bir İpucu

Öncelikle uyku kalitenizi olumsuz etkileyen sebebi belirlemelisiniz ve bu sebebe göre bir yaklaşım sergilemelisiniz. Aksi takdirde izlenecek yanlış bir yok uykunuzun daha da kötüleşmesine yol açabilir.

Huzurlu ve rahat uykularınız olması dileğimizle.

Devamını Okuyun
bagisiklik
Bağışıklık, Tüm Yazılar

Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Vitamin ve Mineraller

Bağışıklık sistemi bir organizma içinde organizmayı hastalık yapan virüs, bakteri, mantar, parazit ve tümörlere karşı savaşarak vücudu koruyan hücre, doku ve organlardan oluşan birçok biyolojik yapı ve süreç içeren bir konak savunma sistemidir. Bu sistemi güçlendirmede ilk yapmanız gereken sağlıklı bir yaşam tarzı ve dengeli bir diyet seçmektir. Grip, enfeksiyon gibi bağışıklık sistemimizin zayıfladığı durumlarda bunları önlemek amacıyla sayacağım on bir maddedeki vitamin ve mineralleri günlük yaşamınıza katarsanız daha sağlam bir immün sisteme neden sahip olmayasınız!

Bağışıklık Sistemi Organları

bagışıklik-sistemi-organlari

Bağışıklık sisteminin organları; kemik iliği, dalak, lenf düğümleri ve timustur. Kemik iliğinden köken alan lenfositler, immün cevap oluşturmadan sorumludur. Bağışıklık sistemimiz mikroorganizmalara birkaç yolla cevap verir. T lenfositleri aktif bir enfeksiyonla savaşarak mikropları ve diğer anormal hücreleri öldürerek etki gösterirken B lenfositleri, geçmiş enfeksiyonları “hatırlayarak” mikroplara özgül, uzun süre dolaşımda kalan antikorlar üreterek onları öldüren bellek hücreleridir. Nötrofiller ve makrofajlar ise T lenfositleri tarafından aktifleştirilip infeksiyonun bulunduğu bölgeye gider ve ordaki mikroorganizmaları fagosite ederek etkisiz hale getirirler.

Bağışıklığınızda Rolü Olan 11 Vitamin ve Mineraller

1) A Vitamini:

A-vitamıni-havuc

Dış toksinlerin girişine karşı vücudun dış savunma yüzeyini oluşturan mukoz zarların sağlıklı oluşumu için önemlidir. Mukus, T ve B lenfositlerinin oluşumu için uygun ortam yaratmakta görevlidir.

2) B12 Vitamini:

B12-vitaminı-et

Eritrosit ve antikor oluşumuna yardım eder. Eksikliğinde akyuvarların fagosite etme yeteneği zarar görür. Anormal akyuvar hücre yanıtları oluşur.

3) C Vitamini:

c-vitaminı-portakal

Akyuvar hücrelerinin yanıt ve işlevini çoğaltmak, interferon düzeyini arttırmak, mukoz zarların yüzey bütünlüğünü sağlamak gibi bağışıklık güçlendirici birçok etkisi vardır. Ayrıca viral enfeksiyonların şikayetini azaltır ve antioksidan özelliği vardır.

4) E Vitamini:

e-vitaminı-kuruyemis

Hem hümoral hem de hücresel bağışıklığı güçlendirdiğinden bağışıklık üzerine etkisi çok önemlidir. Birincil savunma elemanı olan mukoz zarların oluşumu için gereklidir. Özellikle yaşlılarda bağışıklık sistemini güçlendirmede etkilidir.

5) Antioksidanlar ve Beta Karotenler:

antioksıdan

Beta karoten yüksek provitamin A aktivitesi gösterir ve antioksidan özelliği vardır. Antioksidanlar timus bezini serbest radikallere ve oksidatif unsurlara karşı korurlar. Aynı zamanda beta karotenler T hücrelerinin sayısını arttırarak düşük T hücre sayısının görüldüğü AIDS ve kanser gibi hastalıklarda önemli rol oynar.

6) Çinko:

balik-cinko

Fagositozu destekler. Serbest radikal hasarına karşı koruyucudur. Eksikliğinde akvuyar hücre işlevi önemli ölçüde bozulur ve T hücrelerinin sayısı düşer. Çinko aynı zamanda soğuk algınlığına yol açan virüs de dahil birçok virüsün üremesini engeller. Bu sebeple günümüzde çinko içeren boğaz pastilleri çok tercih edilmektedir.

7) Folik Asit:

marul-folık-asıt

Lökositler dahil bütün hücrelerin gelişimi için önemlidir. Folik asit yetersizliğinde timus ve lenf bezleri körelir.

8) B6 Vitamini:

b6-vitamın

Antikor üretiminde ihtiyaç duyulur. Aynı zamanda hücre aracılı bağışıklıkta önemlidir. Yetersizliğinde bağışıklık sistemi baskılanır. Bu baskılanma sonucu akyuvar hücrelerinin sayısı azalır ve üretilen antikorların kalitesinde ciddi bir düşüş olur.

9) Diğer B Vitaminleri:

baklagıl-b- vitaminı

Tiyamin(B1), riboflavin(B2) ve pantotenik asit(B5) yetersizliğinde timus ve lenf dokusunda körelme, antikor ve akyuvar hücrelerinin etkinliğinde düşüşe neden olur.

10) Omega 3 Yağ Asitleri:

somon-omega3

Lökosit sayısını arttırarak bağışıklığı güçlendirir.

11) Demir:

demır

Demir eksikliği bağışıklık sisteminde birtakım bozukluklara yol açmaktadır. Timus ve lenf bezleri körelir. Akyuvar hücrelerinin yanıtını, işlevini azaltabilir.

Sonuç

Özetle; Soğuk algınlığı, grip, enfeksiyon gibi bağışıklığınızın zayıfladığı durumlarda veya normal zamanlarda saydığım vitamin ve mineralleri içeren besinleri öğünlerinize ekleyerek bağışıklık sisteminizi destekleyip güçlendirebilirsiniz. Her vitamin ve mineral bağışıklık sistemini desteklemede farklı bir görev üstlenmektedir. Bu sebeple tek bir besin türünü değil her besini yeterli miktarlarda tüketmelisiniz.

Devamını Okuyun
gebelik
Anne- Çocuk Sağlığı, Beslenme, Tüm Yazılar

Gebelik Dönemi Beslenme Düzeni Tavsiyeleri

gebelik-dönemi

Gebelik tüm anne adaylarının kendilerine en iyi baktığı dönemlerin başında gelir. Adayların fiziksel olarak kendilerini hazırladıkları dönem ise gebelik öncesi dönemdir.

Gebelik Döneminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Anne adaylarının gebe kalmadan en az üç ay ila bir yıl arası beslenmesine dikkat ediyor olması, ne çok zayıf ne de çok kilolu olmaması gerekiyor. Gebelik öncesi, vücut ağırlığının mümkün olduğu kadar ideale yakın olması, gebelik boyunca görülen ve doğum esnasında yaşanan komplikasyonların azalmasına neden olabiliyor. Anne adayları ilk aşamada tahlil yaptırıp vitamin mineral depolarını kontrol ettirmeleri gerekiyor. Ardından özellikle D vitamini, B12 vitamini ve demir depolarını kontrol ettirip eksikse bu dönemde depolarını doldurmalılar.

Şimdi gelin beraber bu yoğun dönemin başında anne adayları başlıca hangi grupları tüketmeli onlara bakalım:

Gebelik Dönemi Beslenme

Baklagiller:

baklagıl

Kuru baklagiller iyi birer protein kaynağıdır. Sağlığın için faydalı aminoasitleri üretirler. Özellikle tüketmen gereken kuru baklagiller şunlar:

  • Mercimek,
  • Nohut,
  • Kuru fasulye,
  • Bezelye,
  • Barbunya.

Kuru baklagilleri haftada en az 2 gün tüket. Yemeğini yemek istemezsen salatanın içinde tüketmen de bir alternatif. Söylemiş olalım, başta kırmızı et olmak üzere tavuk ya da hindi eti tükettiğin gün kuru baklagilleri tüketmen pek doğru olmaz.

 Et Grubu:

et-grubu

Az yağlı veya yağsız et ile kümes hayvanlarını tercih edebilirsiniz. Protein ihtiyacınızı balık, fındık, tohumlar, bezelye, fasulye ve seçerek çeşitlendirin.

Süt Grubu:

sut

 Süt ürünleri ve sütten yapılmış birçok gıda bu yiyecek grubunun bir parçası.

 Meyve Grubu:

meyve-grubu

Her meyve ayrı bir vitamin, ayrı bir antioksidan. Vitaminler ve mineraller vücut direnci, vücudunun etkili çalışması için olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. Antioksidanlar sayesinde de vücudundaki zararlı bakterilerle baş etmesini sağlıyor. Sağlığımız için bol bol meyve tüketmeliyiz. Peki özellikle hangi meyveleri?

  • Turunçgiller,
  • Kırmızı renkli meyveler (Karpuz, çilek, kiraz),
  • Armut,
  • Hurma,
  • Muz,
  • Elma.

Her gün 3-4 porsiyon meyve yemeyi sakın unutmayın. Taze ve mevsiminde olması koşuluyla her meyveyi tüketmelisiniz.

 Sebze Grubu:

sebze

Taze ve organik sebzelerin tüketimi sağlığımızı doğrudan olumlu etkiler. Sebzeler ayrıca hamilelik planının sorunsuz işlemesi için de gereken her şeyi yapar! Hem sağlığınız için gerekli vitamin ve mineralleri almanız, hem de hamilelik öncesi hormonlarını dengelemek için tüketmeniz gereken sebzeler;

  • Kereviz,
  • Havuç,
  • Lahana,
  • Sarımsak,
  • Soğan,
  • Karnabahar.

Her gün mutlaka sebze tüketmelisiniz. Gün içinde 1 porsiyon sebze yemeden olmaz!

Hamilelikte Folik Asit Kullanımı

folic

  Folik asit: Bebeğin merkezi sinir sistemi gelişiminde önemli role sahip folik asiti ek takviye olarak hamilelikten önce doktor tavsiyesine uygun olarak almaya başlamak gerekir. Bunun yanında ıspanak, brokoli gibi koyu yeşil sebzelerde de folik asit bulunduğundan bu gıdaları tüketmek gerekir.

Hamilelikte Demir Kullanımı

hamilelik

Demir: Hücrelere oksijen taşınmasında kritik öneme sahip olan demir, hamilelik sürecinde bebeğinizin güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olması için vazgeçilmezdir. Yiyeceklerdeki demirin emilimini artırmak için C vitamini kaynağı olan maydanoz, biber, portakal, brokoli gibi besinlerle birlikte tüketilmeli.

Demir depolarının dolu olması hamilelikte bebeğin ihtiyaçları için annenin vücudunun hazırlıklı olmasını sağlar. İyi demir kaynakları ise şunlar:

• Sığır, kuzu, karaciğer gibi  özellikle kırmızı etler

• Tavuk, ördek ve hindi gibi kümes hayvanları

Balık , hamsi ve istiridye de dahil olmak üzere deniz ürünleri. (Diğer balık türlerini tüketmeden önce yüksek düzeyde cıva içerip içermediği konusunda diyetisyeniniz ile kontrol edin.)

• Yeşil yapraklı brokoli, lahana, şalgam ve kara lahana gibi lahana ailesi

• Yeşil bezelye, kuru fasulye gibi baklagiller ile barbunya

• Tam tahıllı ekmekler ve demirle zenginleştirilmiş beyaz ekmekler, makarnalar, pirinçler ve tahıllar

Hamilelikte Kalsiyum Kullanımı

peynır

Kalsiyum: Sağlıklı kemiklerin oluşumunda görev alarak hamilelik için anne adayını hazırlıyor. Eğer gebenin diyetinde yeterli kalsiyum yoksa, fetus annenin kemiklerinden kalsiyum çekebiliyor ve bu da kadınların ileri yaşlarda osteoporoz riskini artırıyor. Kadınlar için tavsiye edilen kalsiyum alımı 1000 miligram. Her gün üç porsiyon süt veya diğer süt ürünleri yaklaşık olarak 1000 miligram kalsiyuma eşit.

• Hamile ya da gebelik planlayan kadınlara tamamen alkol ve sigarayı bırakmaları tavsiye ediliyor.

• Kafein alımı ise günde 200 mg ile sınırlı olmalı. Bu da yaklaşık günde iki kupa kahveye ya da günde yaklaşık üç kupa çaya eşit oluyor.

Bebeğin bütün ihtiyaçlarının gebelik boyunca karşılanabilmesi için annenin gebelik öncesinde vitamin ve mineral depolarının dolu olması çok önemli.

Sağlıklı Yağlar:

yag

Trans ve doymuş yağlar vücudumuz için zararlıdır. Özellikle gebelik öncesi dönemde gebe kalmayı zorlaştırır.Bitkisel yağları tercih edilmeli. Bitkisel yani doymamış yağlar, hem kalp sağlığına hem de bebeğin sağlığına  iyi gelir. Başlıca sağlıklı yağ kaynakları:

  • Saf zeytinyağı,
  • Ceviz, ceviz yağı
  • Badem,
  • Fındık yağı,
  • Omega 3 için somon, uskumru gibi yağlı balıklar.

Her yemeğin ya da salatanın içinde bu yağları kullanabilirsiniz. Sağlığınız için kızartılmış ürünlerden uzak durmanız gerekir.

Anne Adaylarına On Altın Öneri:

dıkkat
  1. Hamilelik öncesinde de üç ana öğüne, iki veya üç ara öğün ekleyerek, ara öğünlerde kuru yemiş, meyve, kuru meyve, salata, yoğurt gibi sağlıklı gıdaların alımı arttırılmalıdır.
  2. Bol bol su içmek de hamilelik öncesi sağlıklı vücut için gerekli.
  3. Ayrıca sağlıklı bir hamilelik için doktorların hamilelik öncesi önerdiği vitamin takviyelerini almaya özen göstermek, bebeğin sağlığı açısından faydalıdır.
  4. Alkol, sigara gibi alışkanlıklar tamamen bırakılmalı, çay, kahve gibi içecekler azaltılmalıdır.
  5. Sağlıklı bir vücudun günlük hareket ihtiyacı da karşılanmalı, düzenli olarak yürüyüş yapılmalıdır. 
  6. İyot tiroid hormonlarının yapısında bulunan ana madde. Tiroid hormonu büyüme, gelişme, metabolizma ve üreme fonksiyonlarında rol oynuyor. Dolayısıyla eksikliğinde zeka geriliği, büyüme ve gelişme yetersizliği, guatr gibi bozukluklara neden oluyor. Bu nedenle iyot içeriği yüksek gıdalar (yumurta, süt, balık vb) ile iyotlu tuz tüketimi önemlidir.
  7. Fazla kilolarla gebe kalmak beraberinde pek çok risk getiriyor. Yüksek tansiyon, diyabet, preeklampsi ve erken doğum gibi birçok gebelik ve doğum komplikasyonlarına yol açabiliyor. Bu dönemde annenin obez olması ise makrosomia olarak adlandırılan normalden büyük bebek doğmasına yol açabiliyor ve doğum travmaları riskini, sezaryenle doğum ihtimalini artırıyor. 
  8. Hamilelik öncesinde kalsiyum depolamak annenin kemik sağlığı açısından önemli. Bu nedenle özellikle süt ve süt ürünleri yemek, yoğurt, peynir, kefir gibi gıdaları kahvaltıda ve ara öğünlerde almaya özen göstermek gerek.
  9. Yüksek civa içeriği nedeniyle köpekbalığı, kılıçbalığı ve marlin balığı ile ton balığı (taze ve konserve) tüketiminizi sınırlayın.
  10.  Canınız şekerli bir şeyler mi istiyor? Taze meyve, kuru meyve ve zenginleştirilmiş kahvaltı gevrekleri gibi daha sağlıklı atıştırmalıklar seçmeye çalışın.
Devamını Okuyun
kahvalti
Beslenme, Tüm Yazılar

Kahvaltının Önemi Nedir? Yaşantımıza Etkileri

kahvalti

Kahvaltı denince birçok farklı tanım gezinir kafamızda. Kişiden kişiye hatta kişiler arasında günden güne bile değişiklikler gösterebilir. Kimine göre sabahın erken saatlerinde kalkıp özenle hazırlanan harikulade bir sofrayken kimine göre de işe giderken otobüs de ya da arabada atıştırılan simit poğaçadır. Bu yazımızda da kahvaltının gün içerisinde ki performansımıza  etkisini mercek altına aldık.

İstatistiklerle Kahvaltı

ıstatistik

Daha önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi vücudumuz biz uyurken de çalışmaya devam eder. 24 saat boyunca her an açıktır alıcıları. Beynimiz de aynı çalışma temposuna sahiptir. Akşam yemeği ile sabah kahvaltısı arasında neredeyse 12 saatlik uzun bir zaman dilimi vardır. Ve bu süreçte vücudumuz daha önce aldığı besin  öğelerinin tamamına yakınını kullanır. Gece uyurken bilincimiz olmadığından acıktığımızı ya da karnımızda ziller çaldığını farketmeyiz bile. Sabah kahvaltısı aslında gün içerisinde 3 ana öğünden en önemlisidir. Türkiye genelinde yapılan araştırmalar gösteriyor ki erkeklerin % 15.8’ i , kadınların %12.5 ‘i kahvaltı yapmıyor. Çalışmaya katılan bireylerin %52.3’ ü canı istemediği, %26.2 ‘si  alışkanlık haline getirmediği, %17.4’ ü zaman sıkıntısı yaşadığından, %16.6’sı ise geç kaldığı için kahvaltı yapmadığını bildiriyor.

Kahvaltı ve Vücudumuza Etkileri

    Gece boyu süren açlığın ardından sağlıklı ve daha verimli bir güne başlayabilmek için kahvaltı öğünü atlanmamalıdır. Güne kahvaltı yapmadan başlamak gün içerisinde ki çalışmalarımızda üretkenlik ve verimliliği düşürür. Kahvaltı yapılmadığında vücudumuzun ihtiyacını karşılayacak yeterli ölçüde enerji üretilemez. Bu da yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, dikkat ve algılama da zorluk gibi bir takım problemleri de beraberinde getirir. Bedenimizin düzenli çalışabilmesi, günlük rutinlerine sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için kan şekerinin de belli bir düzeyde olması gereklidir. Kahvaltı vücudun güne başlarken dengesini sağlamasında yardımcı olabilecek en önemli öğündür ve mümkün olduğunca atlanmamalıdır.

Kaliteli Kahvaltı

kaliteli-kahvalti

Kahvaltı yapmamız kadar yaptığımız kahvaltının besleyiciliği ve kalitesi de ön plana çıkmaktadır. O zaman güne nasıl bir kahvaltı ile başlamamız gerekiyor bir göz atalım. Dengeli ve sağlıklı bir kahvaltı günlük enerji ihtiyacımızın 1/4’ünü veya 1/5’ kadarını karşılayabilmelidir. Tabi ki günlük enerji gereksinimi yaş  gruplarına, gün içerisinde ki aktifliklerine bağlı olarak farklılık gösterir. Ortalama bireyin enerji ihtiyacına 2000 – 3000 kalori dersek kahvaltıda alınması gereken yaklaşık kalori değeri de 400 – 600 kalori civarıdır

Besin Öğelerinde Kalori

. Kahvaltı da alınacak olan protein miktarı kan şekerinin düzenlemede ,yorgunluk ve açlık benzeri duyguların önlenmesinde son derece etkili olduğundan günlük alınacak miktarın en az 1/5’i kadar olmalıdır. Mümkünse bu değerin altına inilmemelidir. Meyve veya sebze tüketimi de öğünümüzü besin değerleri açısından dengelemenin yanında posa içerikleri nedeniyle emilimi düşürerek doygun hissettiğimiz zaman dilimini arttırır ve kan şekerinin daha uzun süre normal seyirde kalmasına olanak tanır.   Meyve veya sebze C vitamini yönünden yüksek ise çıkmaktadır. O zaman güne nasıl bir kahvaltı ile başlamamız gerekiyor bir göz atalım.

Kahvaltı ve Günlük Enerji

Dengeli ve sağlıklı bir kahvaltı günlük enerji ihtiyacımızın 1/4’ünü veya 1/5’ kadarını karşılayabilmelidir. Tabi ki günlük enerji gereksinimi yaş  gruplarına, gün içerisinde ki aktifliklerine bağlı olarak farklılık gösterir. Ortalama bireyin enerji ihtiyacına 2000 – 3000 kalori dersek kahvaltıda alınması gereken yaklaşık kalori değeri de 400 – 600 kalori civarıdır.

Kahvaltıda Protein

protein-yumurta

Kahvaltı da alınacak olan protein miktarı kan şekerinin düzenlemede, yorgunluk ve açlık benzeri duyguların önlenmesinde son derece etkili olduğundan günlük alınacak miktarın en az 1/5’i kadar olmalıdır. Mümkünse bu değerin altına inilmemelidir.

Kahvaltı da Meyve ve Sebze

kahvaltida-meyve-sebze

Meyve veya sebze tüketimi de öğünümüzü besin değerleri açısından dengelemenin yanında posa içerikleri nedeniyle emilimi düşürerek doygun hissettiğimiz zaman dilimini arttırır ve kan şekerinin daha uzun süre normal seyirde kalmasına olanak tanır.  Meyve veya sebze C vitamini yönünden yüksek ise demirin emilimini de arttırır. Ayrıca kan kolesterol düzeyini düşürmede de etkilidirler

Sonuç

Görüldüğü üzere kahvaltının burada saymadığımız daha çok faydası bulunmaktadır. Düzenli olarak güzel  bir kahvaltı sofrası hazırlayamıyorsak da bunu hiç olmadı haftada 1 veya 2 kez yapmaya çalışalım. En azından her kahvaltı da bir bardak süt içmeye , portakal , domates, salatalık, peynir, zeytin ya da yoğurt gibi besinlerden olabildiğince tüketmeye özen gösterelim. Yeterli ve dengeli kahvaltı yaparak güne bir adım önde başlayabiliriz. Yazımıza birkaç kahvaltı tabağı önerisi sunarak son verelim.

Kahvaltı Tabağı Önerileri

KAHVALTI 1

kahvalti-tabaği
  • Bir bardak süt
  • Bir ince dilim beyaz peynir
  • 5- 6 adet zeytin
  • Bol domates, salatalık ve yeşillik
  • 1-2 dilim tam buğday ekmeği

        KAHVALTI 2

kahvalti-tabagi
  • Bir bardak süt
  • Bir yumurta
  • 5-6 adet zeytin
  • Bir dilim reçelli ekmek
  • Bir adet mandalina

        KAHVALTI 3

kahvalti-tabagi
  • Bir bardak süt
  • Tahin – pekmez
  • Bir fincan ceviz
  • İki dilim ekmek
  • Bir adet portakal
Devamını Okuyun
uyku
Tüm Yazılar, Uyku

Beyin Sağlığı İçin Uyku ve Önemi

bebek-uyku

Uyku deyince ilk ne gelir aklımıza ? Dış dünyadan tüm bağımızı kesmek, vücudumuzun işleyişini durdurması ya da günün yorgunluğunu atmak mı? Bugün ki yazımızda uyku ve beyin sağlığı arasında ki sıkı ilişkiyi ele alacağız . Gelin hep birlikte cevap bulalım aklımızda ki sorulara .

Uyku Nedir?

Yazımıza uykunun kısa bir tanımıyla başlayalım. Uyku, bilincin dış uyarılarının bir kısmını ya da tamamını algılayamadığı ya da tepki gücünün zayıfladığı ve vücudumuzun pek çok organın çalışmasını yavaşlattığı süreçtir. Pek çok organ içerisinde beyin yer almamaktadır. Vücudumuzun kontrol merkezi olan beynimiz tam bir durgunluk ya da dinlenme durumuna geçmez. Uykuda da çalışmaya devam eder sadece etkinlik türünü değiştirir. Burayı biraz daha yakından inceleyelim.

Beynin Fonksiyonları

beyin-fonksiyonlari

Gün içerisinde beynimiz her an aktif bir çalışma içerisindedir. Bir yandan vücut ve hormonal sistemlerin İşlevlerini yürütürken bir yandan kompleks zihin fonksiyonlarını düzenler. Bu bilişsel fonksiyonlar sayesinde çevresel bilgileri almamıza, seçmemize, depolamamıza ve dönüştürmemize olanak sağlayan mental süreçleri yönetir.

 Gün içerisinde bu tür görevleri üstlenen beynimiz bambaşka bir karaktere bürünür. Gün boyunca yüklediği bilgileri dosyalamasını, arşivlemesini, düzenlemesini yapar. Kendini onarır çöplerini temizler. Üç maddede özetleyecek olursak ;

  • Gün içerisinde öğrendiğimiz bilgileri pekiştirir.
  • Bilgileri uzun süreli kullanım için dosyalayıp depolar.
  • Vücut için gerekli onarıcı düzenlemeler yapar, kendi atıklarını temizleyip zararlı toksinleri uzaklaştırır.

Kaliteli Uykunun Kaçırılmaz 3 İpucu

Gün boyunca ne kadar hareket ettiğimizin uyku üzerinde belirgin etkisi vardır. Gün içerisinde sürekli hareket halindeyiz. Bedensel aktiflik arttıkça uykunuzun kalitesi ve dinlendiriciliği artar.

yürüyüs

İkinci bir kriterde ne kadar kalori aldığımızdır. Diyetimizde karbohidrat ağırlıklı besinler yer alıyorsa uyku kalitemiz normal seviyelerin altına düşecektir.

kalori

Ve son olarak hiç de şaşırmayacağınız gibi stres düzeyi. Çok fazla stres altında yaşıyorsanız bu durum uykunuzun en verimli dilimi olan  REM dönemine de yansır ve uyku kalitenizin belirgin biçimde düşmesine sebebiyet verir.  

stred

Sonuç

Uyku beynimizin bizimle uğraşmayı bırakıp kendiyle ilgilenip kendine zaman ayırdığı dönemdir aslında. Beyin tüm enerjimizin %20’sini tek başına kullanır ve bu kadar enerji sarfeden organa kendini temizleyip yenileyebilmesi , ertesi güne daha dinamik, dinç ve sağlıklı merhaba diyebilmesi için yeterli ve kaliteli bir uykuyu çok görmemek lazım fikrimce. Siz ne dersiniz? Beyninizle minik bir istişare ile baş başa bırakıyorum sizleri. Hepinize mutluluk dolu, iyi uykulu günler.

Devamını Okuyun
cocuk-beslenme
Anne- Çocuk Sağlığı, Beslenme, Tüm Yazılar

Çocukluk Dönemi Beslenme ve Yaşantımıza Etkileri

bebek

      Anne ve babalar olarak hepiniz eminim ki sizler için hayatınızın en özel ve kıymetli yerinde bulunan çocuklarınızın beslenmesine çok dikkat ediyor. Aman sağlıklı beslensin, abur cubur yemesin diye telaş içerisinde. Bu haklı endişeniz gayet normal ve sonuna kadar hak verilir doğrulukta. Peki çocuğunuzun bu dönemde ki beslenme alışkanlığı ileri ki yaşamını hangi boyutta etkiliyor, okul ve hayat başarısında ne gibi söz hakkına sahip? Şimdiki yazımızda bu sorunları detaylı olarak masaya yatıracağız. Hadi zaman kaybetmeden başlayalım !

Beslenme Nedir?

beslenme

       Beslenmenin tanımını yaparak başlayacak olursak; beslenme, insanın büyüme, gelişme ve onarım gibi yaşamsal faaliyetlerini yerine getirebilmesi, sağlıklı ve daha da üretken bir yaşam sürdürebilmesi için gerekli olan birtakım besin maddelerinin yeterince ve sürekli bir şekilde kullanılmasıdır.

       Beslenme; yaşamın başlangıcından itibaren ölüm anına kadar sürekli devam eden bir süreçtir. Canlılığın temel ihtiyaç listesinin başlarında yerini almıştır. Beslenme, hayatın yeni başladığı hızlı bir büyüme ve gelişme dönemi olan çocuklukta çok daha hayati önem taşır. Çünkü ilerideki yıllarda tüm hayatımızı etkileyecek sağlığımızın temeli bu yaşlarda atılmaktadır. Attığımız temelin dayanıklılığı, gelecek yaşantımızdaki kalite ve refah düzeyinin habercisidir. Umutlu, güzel haberler alabilmek için çocukluk dönemindeki beslenmeye ayrı bir özen  göstermeliyiz. Çocuğun beslenmesinde amaç; normal sağlıklı büyüme ve gelişmeyi sağlamaktır. Bu konu da bizlere ne gibi görevler düşmektedir biraz da onu inceleyelim.

Çeşitli Beslenin!

çesitli-beslenme

      Yeterli ve dengeli beslenme için tüm besin ögelerini tüketmek gerekir. Başlıca besin ögelerini protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral olarak sıralayabiliriz.

Vazgeçilmez Protein

protein

  Bu besin besin yapıtaşlarının vücudumuzda ki vazgeçilmezliğini örnekleyecek olursak; çocukluk evresinde yeterli miktarda protein tüketilmezse, vücut hücreleri kendini istenilen oranda yenileyemeyecek ve büyüme yetersiz kalacaktır. Fiziksel ve zihinsel gelişimlerin tamamlanmasında , vücudun hastalıklara karşı mikroplarla savaşmasında proteinlere çok önemli görevler düşmektedir.

Minerallerden Biri ; Kalsiyum

kalsiyum

Kalsiyumdan dem vuracak olursak çocuk gelişiminde hayati önem taşır. Yaşamın ilk yıllarında anne sütü ile alınan kalsiyum; çocuklarda sağlıklı kemik gelişimini sağlarken ileri ki yaşlarda risk oluşturabilecek osteoporoz riskini de belirli düzeyde engeller. Bebeklik döneminin hemen peşi sıra çocukluk evresinde  de yeterli ve dengeli kalsiyum tüketimi yapılmalıdır. Kas ve kemik gelişiminde, dişlerin oluşumunda temel mineraldir. Eksikliği ileri ki yaşantımızı ciddi mana da kötü etkileyebilir. 

Ne ! Biri Abur Cubur Mu Dedi?

abur-cubur

    Gel gelelim çocukların en sevdiği kısım olan abur cuburlara. Abur cubur ve fastfood tarzı besinlerin kullanımı çok yaygındır ve çabucak tüketilir. Her çocuğun hayalinde vardır sabah uyanınca çikolatadan, dondurmadan duvarları; şekerlemelerden pencereleri olan , musluklarından kola ve meyve suyu akıtan, ev eşyası gofret, bisküvi ve keklerden meydana gelen rengarenk bir evde gözlerini açmak.

Çocukların Çok Sevdiği Besinlerin Ne Gibi Zararları Var?

sekerler

Pek de  besleyici değeri bulunmayan bu tür yiyeceklerin yağ içeriği oldukça yüksektir. Çoğunluk olarak doymuş veya hidrojenize edilmiş trans yağ içerirler. Bunlar da haliyle kalp rahatsızlıklarına ve obeziteye kapı aralar. Vitamin ve mineral oranı yok denecek kadar az lif içeriği yönünden fakir olduğundan sindirim sistemi hastalıklarına ve bir takım kanser türlerine davetiye çıkarır. Raf ömrünü ve ürünün çekiciliğini arttırmak için koruyucu maddeler kullanılır. Aşırı şeker ve tuz içerdiklerinden erken yaşlarda diyabet ve hipertansiyon riskini de fazlasıyla  yükseltir.

Sizlere Birkaç Çözüm Önerisi

kuruyemis

Çocuklar her ne kadar bu tarz ürünleri çok fazla sevse de paketlenmiş ve hazır gıdaların sağlık üzerinde ciddi oranda zararlı etkileri vardır. Mümkün olduğunca bu hususta daha bilinçli davranmalı çocuğa farklı bazı alternatifler sunarak zararlı ürünlerden uzak tutmalıyız. Örneğin ara öğünlerde taze/kuru meyve veya çerez tüketme alışkanlığı kazandırmalıyız. Ayrıca tam tahıllı veya kepekli undan çeşitli kek ve kurabiyeler yaparak hatta yapım aşamasına çocukları da katarak eğlenceli bir oyun haline getirebiliriz. Çeşitli sağlıklı ve pratik atıştırmalıklar da hazırlayarak abur cubur yeme isteğini baskılamış oluruz. 

Sonuç

sonuc

    Çocukların hem şimdi  ki yaşantılarında hem de ileri ki dönemlerde daha sağlıklı ve kaliteli bir hayat sürmesini istiyorsak yeterli ve dengeli beslenmelerine elimizden geldiğince özen göstermeliyiz. Yarınlarımızı emanet ettiğimiz, umut bağladığımız çocuklara sağlıklı yaşam için şimdiden yatırım yapmalıyız.     

Sağlıklı ve huzurlu günleriniz olması dileğiyle…

Devamını Okuyun
stres
Mental Sağlık, Tüm Yazılar

Stresin Vücudumuza 9 Etkisi

dertı

     Asabi ya da aksi misiniz? Sınavlarınız ile ilgili kabuslar mı  görüyorsunuz ? Huzursuz  bir  şekilde mi uyanıyorsunuz? Endişelenmeyin sadece streslisiniz.

 Zorluk ve sıkıntıyla karşılaştığımızda stres hepimizin yaşadığı   bir duygudur. Kısa vadede yararlı olabilir. Örneğin toplum önünde konuşurken size fazladan enerji sağlayıp odaklanmanıza yardımcı olabilir. Ancak uzun vadede stres sadece beynimizi değil tüm vücudumuzda yer alan diğer organları da zarara uğratır.

Stres Nedir, Mekanizması Nasıl İşler?

belırtı

     Stres, kabaca potansiyel bir tepkimeye karşı verilen biyolojik bir tepki mekanizmasıdır. Vücudumuz strese maruz kaldığında beynin hipotalamus bölgesi, beynin altında yer alan hipofiz bezi ve böbrek üstü bezlerinden oluşan eksen aktive olur. Bu minvalde oluşan hormonal değişimler dizisi nihayetinde kortizol hormonu salınmasına neden olur. Kortizol hormonu böbreküstü (adrenal, sürrenal) bezlerinden salgılanan stres hormonudur. Uzun süre kronik stresörlere maruz kaldığımızda böbrek üstü bezlerimiz giderek daha çok kortizol pompalar. Biz de onun etkilerine giderek daha dirençli hale geliriz. Uzun süren yüksek seviyelerdeki kortizol beynimizi mahvedebilir. Kortizolden etkilenen beyin sinir sistemimizi harekete geçirir. Sinir sistemimizdeki ağ vasıtasıyla bağırsaklarımızla iletişim kurulur. Bağırsak-beyin arası bağ stresin etkisiyle bağırsak sendromuna neden olur. Sendromun etkisiyle ritmik kasılmalar ve reflü gözlenir.

    Stresin Vücudumuza Başlıca 9 Etkisi:

1. Cilt Hastalıkları

cılt

Sedef hastalığı, sivilce ve diğer cilt hastalıklarının nedeni stres olabilir. Öğrenciler üzerinde yapılan araştırmalara göre, psikolojik stres ile cilt problemleri arasında doğrudan bağlantı olduğunu saptandı.

2. Kilo Kontrolü

yemek

Diyetler veya fiziksel egzersizlerle kilolarınızı bir türlü dengeleyemeyebilirsiniz. Ortaya çıkan stresli durumlar sıklıkla kortizon hormonu üretimini sağlar. Yağ ve karbonhidrat metabolizmasını stabilize eder ve kandaki gerekli şeker seviyelerini destekler. Bir insanda fazla hormon miktarı varsa, kişi daha fazla yemek yer ve vücut daha az kalori tüketir. Bu durum da sizin kilo almanızı sağlar.

3. Odaklanma Güçlükleri

odak

Uzun zamandır stres altındaki insanlar bir şeye odaklanmakta zorlanırlar.

4. Saç Dökülmesi

sac

Saçlarınızın eskisinden daha az olduğunu fark ettiyseniz, saçlarınızın dökülmesi strese bağlı olabilir.

5. Baş Ağrısı

basagrısı

Baş ağrısı birçok nedene bağlı olabilir. Ancak bazen baş ağrısı, yaşadığınız ortamdan ya da geçirdiğiniz duygusal stres yüzünden de ortaya çıkar.

6. Uyku Sorunları

baby

Stres uyku ile ilgili ciddi sorunlara neden olabilir. Öncelikle her birey iyi bir uyku olmadan normal bir şekilde çalışamaz ve hayattan zevk alamaz.

7. Boyun ve Sırt Ağrıları

agrı

Stres halindeyken boyun ve sırt bölgenizde ağrılar oluşabilir. Bu hal daha sonra baş ağrısı gibi sorunlara da yol açabilir. Çünkü sinirlendiğinizde vücudunuzda gerginliği ve ağrıları arttıracak olan hormonların üretimi yapılır. Bunun sonucunda bitkin bir vücut ortaya çıkar.

8. Depresyon

mutsuz

Stres hormonlarının sinir hücrelerini öldürdüğü biliniyor. Bu durum ise depresyon gibi hastalıkların daha çok görülmesini sağlıyor. Kişide seratonin hormonunun azalmasıyla bunalımlar ve depresif bir hal görülmeye başlıyor.

9. Akciğer Sorunları

akciger

Akciğer rahatsızlıkları yaşayanlar bunu başlıca stres kaynaklı olarak yaşamaktalar. Stres en büyük astım tetikleyicilerinden biri olarak sayılıyor. Ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonlarına da neden olabiliyor. Stres kaynaklı olarak gelişebilen nefes darlıkları ve kaygılar da en çok yaşanan sağlık sorunlarından.

Sonuç

bitis

Stres, yoğun ve koşturmalı geçen hayata verdiğimiz gayet doğal bir tepki çeşididir. Yeterli ve kontrollü stres hayatımızı daha da düzene koyacaktır. Fakat farkında olmadan dozunu arttırdığımız stres yaşam kalitemizi düşürebilir. Yukarıda bahsi geçen önerilere kulak verirseniz strese yakalanma riskiniz düşerken streste iseniz atlatma zamanınız da en aza inecektir. Yaşam kalitemizi daha iyi seviyelere çıkarmak istiyorsak stresi kontrolümüz altında tutmalıyız.

Başarılarla dolu, mutlu daha az stresli günlerin sayısını arttırmak umuduyla…

Devamını Okuyun